|
Türkiye Dağcılık Kamuoyuna |
|
|
|
Yazar ORDOS Yönetim Kurulu
|
|
Pazartesi, 04 Aralık 2006 |
Tırmanış deneyimimizin bize öğrettiği bazı şeyler var: Hiçbir zirveyi olduğundan fazla önemseme, hiçbir dağı küçümseme; başta belirlediğin rotaya sadık kal, kurallarından ve ilkelerinden vazgeçme; ne kadere ne şansa, bilimselliğine, tekniğine ve ekibine güven. Bir de elbette yaşamın öğrettikleri var: her zaman, dolambaçsız, açık, net ve “doğru” olmak gibi...
TDF seçimlerinde durduğumuz yeri, gelişmelerin zamanlamasını da hatırlatarak tekrar vurgulamak istiyoruz.
Türkiye Dağcılık Federasyonu’nun yeni bir yapılanmaya, yeni kadrolara ihtiyaç duyduğunu yıllardan beri savunduk. Bu konuda kendi açımızdan, bir yandan doğru olduğunu düşündüğümüz biçimde dağcılık yapmaya, eğitimleri sürdürmeye devam ettik, diğer yandan tüm bunları kırk yılı geçen bir süreklilikle paylaşmaya çalıştık. Bu çizgimizi ve ilkelerimizi sürdürmeye devam edeceğiz.
Son dönemde başka bazı örgütlenmeler ve dağcılık camiasından bazı
kişiler aracılığıyla gelişen tartışmaları da olumlu gelişmeler olarak
izlemekteydik. Ortaya çıkan eğilim ile mutlak ortaklaşma olmasını
beklemiyorduk ancak, bir arada dağcılık yapan insanların sahip olduğu
“en az ortak zeminin” temel ilkelerde bize yakın olacağını tahmin
ediyorduk. Oluşan yapıda bunu gördüğümüz sürece de üzerimize destek
dışında bir görev düşmüyordu. Desteğimizi sözlü ve yazılı olarak
değişik kereler duyurduk.
Kısa süre sonra bu süreç bizim
açımızdan şaşırtıcı bir doğrultuya yöneldi. Yürütülen tartışmaların
Nasuh Mahruki’nin TDF başkan adaylığının kulis çalışması olduğunu
şaşkınlıkla fark ettik. Mahruki’nin kişisel tercihleri ve dağcılık
anlayışı bizler açısından “en az ortak zemini” dahi sağlayamayacak
denli farklıdır. Bu yüzden bu seçim kampanyasının bizim açımızdan ne
dağcılık sporunun kendisini ne de Türkiye dağcılığının geleceğini
belirlemesi olanaklı değildi. Bizi şaşırtan ise Mahruki’ye bugüne kadar
en az bizim kadar eleştirel yaklaşan insanlardaki ani fikir
değişikliğiydi. Adaylık görüşmeleri ve bizim bu aday için ikna
edilmemiz çabası bir yandan sürüyorken, öte yandan “isme özel bir
çabanın söz konusu olmadığı” söyleniyordu. Çelişkiler içindeki yapıda
sadece ortak eğilim olarak ilan edilen metni esas alarak gelişmeler
karşısındaki çekincemizi yazılı olarak dile getirdik.
Türkiye
dağcılığının geleceği için çaba gösterdiklerini söyleyen arkadaşlar
bizlere “Nasuh’un sadece adı olacak arka planda biz varız”, “Nasuh
Mahruki hiçbir şeye karışmayacak ekibi biz oluşturuyoruz”, “Bir
toplantı yaptık başka kimse çıkmadı biz de Mahruki’yi ikna ettik”, “Biz
de riskleri biliyoruz ama onu kontrol ederiz”, “...biz de sizin gibi
ekip çalışmasını savunuyoruz ama başa ünlü isim gerek...” gibi
gerekçeler sıralıyorlardı. Ortada bir gariplik vardı. Bunun ardından
Nasuh Mahruki’nin adaylığını resmen duyurması geldi. Adaylık duyurusu
metni tüm endişelerimizi gerçeğe dönüştürüyordu. Sadece ve sadece tek
bir isim karşıtlığı ile, Alaaddin Karaca karşıtlığı ile, bir araya
gelmiş tepkiler, Türkiye dağcılığını hiç de hak etmediği bir çaresizlik
havasına sokmuştu. Biz de buna müdahale edebilmek için, yıllardır kendi
uygulamalarımızla geliştirdiğimiz anlayışımızı paylaşabileceğimiz ve
“başka kimse olmadığı” için değil, “ısrarlara dayanamadığı” için değil;
“sadece adı gözüküp kendisi kontrol edilecek” biçimde değil, “Karaca
olmasın da ne olursa olsun” diye değil; “gerçek” olacak bir adaylık ve
program önerisi oluşturduk.
Sonrasında yaşananlar da
şaşırtıcıydı; “Geç kaldınız”, “ Neden önce çıkmadınız?”, “Ne güzel
herşeyi oluşturmuştuk oyun bozdunuz”,“Biz Nasuh’a söz verdik, şimdi ne
yapalım?” gibi tepkiler almaya başladık. Ortada hala bir gariplik
vardı... Adaylık açıklamaları arasında sadece birkaç gün vardı, zaten
başından beri “zorunluluktan”, “kimsesizlikten”, “iknadan”, “ısrardan”
söz edilerek oluşturulmuş bir aday vardı, biz tam olarak neye geç
kalmıştık?
Artık tüm bu garipliklerin ortadan kalkması, tartışmaların netleşmesi ve gerçek hale gelmesi gerekiyor.
Durum
açıktır, TDF genel kurulu öncesinde farklı adaylıklar ve farklı
taraflar bulunmaktadır. Bir tarafı, Alaaddin Karaca’nın adaylığı,
varolan TDF yapısı ve bunun devamı ilkesi oluşturmaktadır. Diğer bir
tarafı Nasuh Mahruki ve onu destekleyenler oluşturmaktadır. Seyhan
Çamlıgüney ile savunduğumuz ve uygulaya geldiğimiz dağcılık anlayışı da
bir başka taraftır.
Bu noktada herkes üzerine düşen sorumluluğu
görmeli ve taşımalıdır. Türkiye dağcılığı ile ilgili tartışmalar
konunun asıl muhatapları tarafından ve dağcılık camiamıza yakışır
biçimde sürdürülmelidir. Türkiye dağcılık camiasını kimin temsil edip
kimin temsil etmediği ortadadır. Türkiye dağcılığının bileşenleri,
lidere muhtaçlardan, ticaret gerekleriyle hareket edenlerden, sanal
dağcılardan ibaret değildir. Bunu sadece tahminlerimizden ya da
internet yazışmalarından değil, dağlarda bir arada olduklarımızdan
biliyoruz, çeşitli illerde söyleşilerde tanışma fırsatı
bulduklarımızdan biliyoruz. Ülkemiz dağcılığı için çalışmak, sanal ya
da salon ortamlarda yapılanlarla sınırlı kalamaz. Bize bu başlıklarda
yöneltilen eleştiriler, hakkımızdaki iddialar ve kehanetler dağcı
ahlakına sığmaz, yılların emeğine saygısızlıktır.
Dağcılara
“doğru” ve açık konuşmak yakışır. Herkesin arkasında yer aldığı isme
net ve koşulsuz sahip çıkması, dağcılık anlayışını, ilkelerini,
örgütlenme yapısını konuşmaya başlaması gerekir.
TDF başkanlığı
oylamasına gelince. Bir seçimde ancak aynı anlayışlar ortak hareket
edebilir, farklı anlayışlar ise “temsil” edilmelidir. Oy bölünmesi
tehlikesi de yine aynı anlayışta olanların oyları için geçerlidir.
Nasuh Mahruki’nin temsil ettiği ile bizim baştan beri tavizsiz
sürdürdüğümüz dağcılık anlayışları birbirinden tamamıyla farklıdır,
ayrı anılmayı ve ayrı oylar almayı gerektirir.
Bu süreçte
Türkiye dağcılığı ayrışmak, netleşmek ve içtenleşmekten zarar değil
fayda görür. Taraflaşmaktan korkmayalım, ilkeler etrafında birleşmek
bizi daha yükseğe, daha fazla genç dağcıya, daha çeşitli coğrafyalara,
daha yaratıcı tekniklere, daha yeni rotalara daha güvenle taşıyacaktır.
ORDOS - ODTÜ DKSK |
|
|