11 Şubat 2006 günü, Niğde Aladağlar’da ülkemiz dağcılık tarihindeki en
fazla kayıplı kaza gerçekleşti. Hacettepe Üniversitesi dağcılarından
dört arkadaşımızı kaybettik. Acımız büyük. Yaşanan bu büyük kazayı daha
da trajik hale getiren şey ise, olayın hemen ardından karşı karşıya
kalınan talihsiz açıklamalar oldu.
Öncelikle, olayın şokunu henüz üzerlerinden atamadan, karşılaştıkları
bu haksız tavırlar karşısında daha da yaralandıklarını gözlemlediğimiz
Hacettepeli dağcı dostlarımızın yanında olduğumuzu açıklamak isteriz.
Hacettepe Üniversitesi dağcılık camiası, ülkemizde dağcılık sporuna
önemli katkıları olmuş, bu sporun güvenli, disiplinli ve başarılı bir
etkinlik halinde yapılabileceğini kanıtlamış az sayıda camiadan
birisidir. Yaşanan kazanın her yönüyle değerlendirmesini yapabilecek ve
bunu kamuoyuna açıklayacak tek taraf onlardır, onlar da gerekli
açıklamayı yapmışlardır. Bunun ötesinde kaza ile ilgili, henüz olay
yerini dahi görmeden, kurtulan dağcılarla görüşmeden, değerlendirme
yapmaya yeterli dağcılık bilgisi olmadan yapılan diğer tüm açıklamalar
talihsizlik olarak kabul edilmelidir. Bu açıklamaların dağcılık
kurumları yetkililerinden gelmiş olması ise daha da büyük
talihsizliktir.
Türkiye dağcılığı açısından artık bazı noktaları netleştirmenin zamanı gelmiştir:
1. Üniversite kulüpleri, ülkemizde dağcılık sporunu eğitimlere dayalı ve
sistematik bir yapı içerisinde gerçekleştiren yerlerdir. Üstelik bu tür
bir yapı dağcılık, üniversite eğitim süresi ile sınırlı kalmayıp
mezuniyet sonrası da sürdürülmekte, ülkenin başarılı dağcıları, bu
camialarda dağcılığa devam etmekte yurtdışında ülkemizi temsil
etmektedir.
2. Dünyanın her yerinde dağcılık etkinliklerinde "izin" ve "haber verme"
mekanizması ancak karşılığında yetkin bir arama kurtarma sistemi ve üst
düzey ustalığa sahip bir birim var ise işletilmektedir. Böyle bir
sistemin kurulamadığı durumlarda kendi içerisinde sistemli bir
yapıya ve deneyimli dağcılara sahip oluşumlar tümüyle inisiyatif
sahibidir. Aynen ülkemizdeki üniversite dağcılık camialarının olması
gerektiği gibi...
3. Dağcılık sporunun içerdiği risklerin, öngörülmesi ve denetlenmesi
uzmanlık gerektirir. Bu riskleri en aza indirmenin veya ortadan
kaldırabilmenin yöntemleri hakkında görüş bildirebilmek için önce bu
konuda bilgili olmak gerekir. Örneğin, hiçbir izin mekanizmasının çığ
düşmesini engelleyemeyeceği, yetkililerin haberleri olsa da düşen çığı
tutamayacağı konusunda bilgi sahibi olunmalıdır. Dağdaki risklerin
neler olduğu hangi koşullarda ortaya çıktığı, nasıl bir ekipman ve
zamanlama ile önlenebileceği ve bunun gibi başka "teknik" konularda
bilgi sahibi olunmadan neye ne zaman izin verilip neye izin
verilmeyeceği belirlenemez. Eğer, dağcılık sporu bütün olarak
yasaklanmayacaksa, bunun çözümünü sorumlu kurumların kendi
niteliklerinin geliştirilmesinde araması gerekir.
Yitirdiklerimizi geri getirmek mümkün değil ancak kalanların
incinmesini engelleyebiliriz. ORDOS (Orta Doğu Arama Kurtarma Dağcılık
ve Doğa Sporları Derneği) olarak, kazanın ardından, tüm sorumluluğun
haksız bir biçimde Hacettepe Üniversiteli dağcı arkadaşlarımıza
yüklenmesine yönelik açıklamaları şiddetle kınıyoruz. Bu tür bir tavrın
hem yaşamını yitirenlerin yakınları açısından son derece yaralayıcı
olduğu hem de kamuoyunun yanlış ve eksik bilgilendirilmesi
anlamına geldiği ortadadır. Tüm bunlara karşı, bugüne kadar olduğu gibi
bundan sonra da ülkemizde dağcılık sporunun daha gelişkin ve güvenli
hale getirilmesi için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Her
şeyden önemlisi bunu, ülkemizdeki diğer örgütlü dağcılık camiaları ile
dayanışma ve işbirliği içerisinde sürdüreceğiz.